Işık Tutsakları Yazar: Jenny Moyer

Bakışlarım kolundaki kent devleti mührümüze ve unvanının yanındaki iki kıvrık metal çubuğa kayıyor. Her Işın, Alara için çıkarılmış 100 gram cirium’u gösteriyor, iki ışın daha kazanırsak yönetici onları diğerlerinin yanına takacak, ondan sonra bir daha bu giysileri giymek zorunda kalmayacağız.

“Adımlarımı takip et,” diye mırıldanıyorum, içini çektiğini kulaklığımdan duyabiliyorum, ipi halkaya bağlamak için diz çöküyor. Böylece mağaracı parolasını yardımıma çağırmış oluyorum, size körü körüne itaat etmeniz em-redildiğinde pek bir şey söyleyemezsiniz. Üstelik burada olup bitenden fazlası var ve Dram de bunu biliyor.

En azından pervasız olan tek kişinin ben olmadığımı umuyorum. Ve de umutsuz, diyor içimden bir ses.

“Sen küçükken,” demişti annem bir defasında, “sıradağlara tırmanmana engel olamazdım. Yanağını taşa bastırır, taşın sana şarkı söylediğinden bahsederdin.” Sonra annemin gözlerinde bir kaygı belirmiş, ben de dağların altındaki cirium’un bana çok daha güçlü şekilde seslendiğini, karanlıkta bir el gibi bana uzandığını söylememiştim.

“Bırnu özgürlüğüne kavuşmak için kullan Orion,” demişti annem. Bir hafta sonra yedinci tünel bir kaya yağmuru içinde yuttu annemi.

Şimdi on altı yaşındayım ve cirium kalkanının ardındaki güvenli şehir Alara’da bir yer kazanmaya en yakın mağaracı benim. Işın perdesinin etkileyemediği bir yerde, ışınçağlayandan uzakta yaşamayı ne kadar istiyorsam, göze aldıklarımın ne kadarının annem için olduğunu da o kadar merak ediyorum. Çünkü böylelikle annemin içimde taşıdığım parçası da bu tozun ve külün ötesinde bir yer tanımış olacak.

Dram’in kancayı takışını izlerken kazmamı sırtımdaki kılıfına sokuyorum. Işığın mağaranın tavanındaki yarıklardan aşağı süzüldüğü bir yerde duruyoruz. Bunun güneşte yüz yıldan fazla zaman önce gerçekleşmiş bir olayın radyoaktif kalıntısı değil de güneş ışığı olduğuna neredeyse inanacağım. Işınçağlayan böyledir işte, perdenin güzelliğini hissettirerek sahte gökyüzümüzü parlak bulutlarla boyar, biz onun güzelliğinden büyülenirken o bizi yavaş yavaş öldürür.

Cevapla