Gazap ve Şafak Yazar: Renee Ahdieh

“Biliyorum, hanımım.” Kız, Şehrazad m ışıltılı pelerinini giymesine yardım etmek için dönmeden önce bakışlarını kaçırdı, iki genç kız o ağır kumaşı parıltılı omuzlarına yerleştirirken Şehrazad aynada kendini izlemeye koyuldu.

Gece karası örgüleri, cilalı obsidyenler gibi ışıldıyordu; ela gözleri siyah sürme ve sıvı altınla çevrelenmişti. Alnının ortasındaki başparmağı büyüklüğünde, damla şeklindeki yakutun bir eşi çıplak belini saran ince zincirden sarkarak şalvarının ipek kuşağına değiyordu. Uçuk renkli damasko pelerin, genişleyen alt kısımlara doğru daha da karmaşık bir hal alan gümüş ve altın renkli ince desenlerle süslüydü.

Parlak bir tavuskuşuna benziyorum.

Şehrazad, “Hepsi böyle komik mi görünür?” diye sordu.

Kızlar yine rahatsız bir tavırla gözlerini kaçırdılar.

Eminim Şiva bu kadar saçma görünmemiştir…

Şehrazad m ifadesi sertleşti.

Şiva muhakkak güzel görünmüştür Güzel ve güçlü.

Avucuna batan tırnakları, küçük hilal şeklinde izlere sebep oldu.

O sırada kapı çalınınca üçü de nefeslerini tutarak döndüler.

Biraz önce son derece cesur olan Şehrazadm kalbi şimdi deli gibi atıyordu.

“Gelebilir miyim?” Babasının yumuşak sesi, yalvarır ve özür diler gibi bir tonla sessizliği bölmüştü.

Şehrazad yavaş ve temkinli bir şekilde nefesini bıraktı.

“Baba, burada ne işin var?” Sözcükleri sabırlı bir şekilde telaffuz etse de tedbiri de elden bırakmıyordu.

Cihandar el-Hayzüran odaya girdi. Şakakları ve sakalları kırlaşmış adamın ela gözlerindeki binlerce renk fırtınalı bir deniz gibi ışıldıyordu.

Elinde, ortası renksiz; uçları ise güzel, kızıla çalan leylak renginde bir gonca gül duruyordu.

“Irsa nerede?” diye sordu Şehrazad, sesinde belli belirsiz telaşla.

Babası hüzünlü bir tebessümle karşılık verdi. “Evde. Son ana kadar direnip kızsa da benimle gelmesine izin vermedim.”

En azından bu konuda beni dinlemiş.

“Bu gece onun yanında olman lazım, sana ihtiyacı var. Lütfen baba, benim için bunu yapar mısın? Konuştuğumuz gibi yapar mısın?” Şehrazad uzanıp babasının diğer elini tuttu ve günler önce ona anlattığı plana sadık kalması için yalvarırcasına sıktı.

“Ben… yapamam kızım.” Cihandar başını öne eğdi. Göğsü hıçkırıklarla sıkışıyor, zayıf omuzları kederle titriyordu. “Şehrazad…”

“Güçlü ol. Irsa için. Sana söz veriyorum, her şey güzel olacak.” Şehrazad elini babasının yaşlı yüzüne koyup yanağından süzülen gözyaşlarını sildi.

“Yapamıyorum. Güneşin batışını son görüşün olabileceğini düşünmek…”

“Son falan olmayacak. Yarınki günbatımını da göreceğim. Yemin ederim.”

Cihandar başını sallasa da üzüntüsünün azaldığı söylenemezdi. Elindeki gülü uzattı. “Bahçemdeki son gül. Henüz tamamen açmadı ama sana evi anımsatacak bir şey vermek istedim.”

Şehrazad gülümseyerek güle uzandı. Aralarındaki sevgi, basit bir minnettarlıktan öteydi artık. Ama Cihandar onu durdurdu. Şehrazad sebebini fark edince itiraz etmeye çalıştı.

“Hayır. Senin için en azından bunu yapabilirim,” diye mırıldandı Cihandar ama sesini, neredeyse kendisi bile güçlükle duyuyordu. Ardından kaşlarını çatarak güle bakmaya başladı. Hizmetçi kızlardan biri öksürürken diğeri de gözlerini yerden ayırmıyordu.

Şehrazad sabırla bekledi. Neler olacağını biliyordu.

Gül yavaşça açmaya başladı. Taçyaprakları açılıyor, sanki görünmez bir el ona hayat veriyordu. Yapraklar açılınca oda bir an tatlı bir kokuyla doldu… ama hemen ardından koku artmaya ve odayı boğmaya başladı. Sonra çiçeğin kenarları o parlak, canlı pembeden koyu pas rengine dönüştü.

Ve çiçek kuruyup solmaya başladı.

Cihandar büyük bir üzüntüyle kuruyan yaprakların ayaklarının altındaki beyaz, mermer zemine düşüşünü seyrediyordu.

Cevapla